Spor

Derbi maç toplumsal muhalefete yönelik saldırıları arttırmanın bir aracı olarak kullanılıyor

19 Mart Cumartesi günü sabah saatleri İstiklal Caddesi’nde meydana gelen saldırının ardından egemenler basın ve medya eliyle toplumsal histeriyi ve korkuyu yaymak için ısrarlı bir çaba gösteriyorlar. Saldırının gerçekleşmesinin ardından tüm kanallar ve yayın organları şehirlerde gezen tespit edilmiş ama yakalanmamış canlı bombalar ve bomba yüklü araçların haberleri ile dolu. Bu haberlerin amacı hiç kuşkusuz toplumdaki panik ve korku havasını arttırarak ardından sözde terör örgütlerine yönelik olarak çıkartılacak yasaların meşruluğunu sağlamaktır.

Hatırlanacağı üzere geçtiğimiz hafta Amerikan Konsolosluğu’nun kendilerine Türk makamlarından geldiğini iddia ettikleri istihbaratın ardından vatandaşlarını uyarması ve temsilciliklerini kapatmasının ardından belirtilen bölgeye çok yakın bir noktada bombalı bir araç ile saldırı düzenlenmiş, 37 kişi ölmüş ve 125 kişi yaralanmıştı.

AKP iktidarının bilinçli olarak engellemediği saldırının ardından Yüksekova ve Nusaybin’de yeni operasyon içi sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Hatırlanacağı gibi iktidarın daha önce Şırnak’ın Cizre, Silopi ve İdil ilçeleri ile Diyarbakır’ın Sur ve Silvan ilçelerinde aylardır sürdürdüğü operasyonlarda 1000’den fazla kişi öldürülmüş ve yaklaşık 350,000 kişi evlerini terk etmek zorunda kalmıştı. Ayrıca bu saldırılara HDP’li milletvekilleri ile ilgili fezlekeler de meclise gönderilmesi eşlik etti.

Bu kez Cumartesi günü Taksim’de IŞİD üyesi olduğu açıklanan bir canlı bombanın gerçekleştirdiği saldırı da ise 5 kişi öldü yaklaşık 37 kişi yaralandı. Saldırı haberlerine gelen yayın yasağı kısa bir süre sonra kaldırıldı ve iktidar basını ve medyasıyla birlikte insanlar üzerinde bir korku havası yaratmak için büyük bir çaba sarf etti.

İstanbul’da yaşanan saldırının ardından ise yapılan yayınlar ile Türkiye’nin en büyük şehri tam bir hayalet şehir durumuna geldi. Hafta sonu olmasına rağmen insanlar evlerinden çıkmadılar. Hükümet yetkilileri yüzlerce kişilik koruma ordularının ardından insanlara sözde normal hayatlarına dönme çağrısı yaparken mevcut korku ve panik ortamını basın ve medya eliyle körüklemeye devam ettiler.

Haber kanallarında ve gazetelerde aramızda gezen canlı bombalar ve bombalı araçlar ile ilgili yüzlerce haber bu histerinin yaygınlaştırılmasında kullanıldı. Bununla da yetinmeyen AKP iktidarı, Türkiye’nin en büyük derbisi olan Galatasaray-Fenerbahçe maçının oynanmasına saatler kala, seyircilerin bir kısmının stada alındığı ve binlercesinin de yolda ve stadyum çevresinde olduğu bir anda “gelen istihbarat” üzerine stadın boşaltılması ve maçın seyircisiz oynanmasına karar verdi. Bu kararın ardından Galatasaray Spor Kulübü maçın iptal edilmesi ve ileri bir tarihte seyircili oynanması için başvuru yaptı ve maç ertelendi.

Hiç kuşkusuz bu karar maçı bekleyen milyonlarca insanın bilincinde günlerdir süren haberlerden çok daha çarpıcı şekilde yankısını buldu. Tüm televizyon kanalları bütün gece gelen istihbarat ve durumun korkunçluğu üzerine saatlerce yayın yaparak hükümetin politikasını meşrulaştırmaya çalıştı.

Bu iki saldırının gerçekleştiği dönemde geçici çalıştırma ve özel istihdam bürolarının faaliyetlerini geliştirmeyi planlayan ve kıdem tazminatını kaldıran işçi sınıfına yönelik son dönemdeki en büyük saldırıyı planlayan İş Kanunu değişikliği meclis gündemine geliyordu. Aynı şekilde sahte sol tarafından basit bir sendika değişikliği sorununa indirgenen metal sektöründeki fabrikalarda işçiler içinde yeni bir canlanma söz konusuydu. Hatırlayacağınız üzere metal sektöründe birçok fabrikaya yayılan iki haftalık grevler geçen sene patronlara korku salmıştı.

AKP iktidarı işçi sınıfına yönelik bu saldırıların ardından kendi savaş yönelimlerine eşlik edecek şekilde ülke içinde de toplumsal muhalefeti susturmaya çabalıyor. Geçtiğimiz hafta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan basında, üniversitelerde ve kamuda çalışanları da kapsayacak bir saldırının ipuçlarını vermişti. Erdoğan “Elinde silah olan, bombası olan terörist ile unvanını, kalemini amacına ulaşabilmesi için teröristin emrine verenin de hiçbir farkı yoktur. Unvanının milletvekili olması, akademisyen olması, yazar, gazeteci olması o kişinin aslında bir terörist olduğu gerçeğini değiştirmez. O eylemin amacına ulaşmasını sağlayan bu destekçilerdir, bu yardakçılardır. Bu bakımdan terör ve terörist tanımını yeniden yaparak ceza kanunumuza derç etmeliyiz.” diyerek bu saldırının ilk sinyallerini vermişti.

Bu saldırıları kendi diktatörlük eğilimi için kullanan Erdoğan ve AKP hükümeti bir yasa değişikliği ile “silahsız terör” kavramını yasalaştırarak başta basın olmak üzere, sosyal medya ve diğer tüm alanlarda kendilerini eleştiren birçok aydını ve devrimciyi susturmayı planlıyor.

İktidar, kamuda çalışan muhaliflerine karşı da ciddi bir cadı avına başlamayı planlıyor. “Bu Suça Ortak Olmayacağız” diyen “Barış için Akademisyenler”i “vatan haini” ilan eden hükümet ve Erdoğan, bu güne kadar açmış olduğu 464 soruşturmada 27 akademisyene uzaklaştırma verdi ve 153 ceza soruşturması açtı. Akademisyenlere karşı başlatılan cadı avının doruk noktası geçtiğimiz hafta 3 akademisyenin tutuklanması oldu. Akademisyenler için başlatılan cadı avını genişleterek kamuda çalışan binlerce muhalifini temizlemeyi planlıyor.

Egemen sınıf savaş ve diktatörlük yöneliminde gereksinim duyduğu “güvenlik kaygısı” ve uygulamak istedikleri tüm anti-demokratik uygulamalar için meşruiyeti sağlayan bu terör saldırıları, AKP Hükümeti tarafından son derece planlı bir şekilde kullanılmaktadır. İktidar her türlü destekçisinden muhalifine tüm toplumun gözü üzerinde olan bir derbi maçı, hemen saldırının ardından ertelemek yerine, söz de son anda gelen istihbarat bilgileri nedeniyle bu şekilde erteleyerek bu “güvenlik kaygısı”nı tüm topluma bir ihtiyaç olarak dayatmaktadır.

Saldırıların hemen ardından estirilen devlet terörü ve kolluk güçlerine verdiği sınırsız yetki bu şekilde meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır. Aynı şekilde Ortadoğu’ya yönelik emperyalist yağmadan pay kapmak isteyen AKP iktidarının bu yönelimi keskinleşen ekonomik kriz ile birlikte tüm dünyada burjuva hükümetlerinin artan savaş yönelimleri ve ülke içinde uygulanan devlet teröründen bağımsız değildir.

Terörizm 11 Eylül saldırının ardından ABD’de, Paris saldırısının ardından Fransız devletine uyguladıkları olağanüstü hal ve polis devleti önlemlerine meşruluk sağladığı gibi bugün de Türkiyeli egemenlere ihtiyaç duyduğu aynı meşruiyeti sağlamaktadır. Türkiyeli egemenlerde aynı uluslararası egemenler gibi bu savaş yanlısı diktatörlük yönelimini ve devlet şiddetini her türlü grevde, işçi direnişinde ve öğrenci eylemlerinde toplumsal muhalefeti ezmek için kullanacaktır.

Yayınlayan Bahadır Eren

Her ne kadar bir yazılımcı olsam da, edebiyatı, sporu ve politikayı seviyorum... Elimden geldikçe vakit yaratıp okumaya ve okuduklarım hakkında bir plan dahilinde yazmaya çabalıyorum... Yazmaya çalışıyorum diyorum, çünkü, 'yazıyorum' kelimesinin çok basit bir şekilde kullanılabileceğine inanmıyorum... Umarım keyifle okur, fikirlerinizi benimle paylaşırsınız...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir