Öykü

15 Dakika

İki günlük uykusuzluk ve yorgunluğun üzerine Kestel’den metroya binmiş, Mudanya’ya doğru yol alıyorduk. Gece uyumama rağmen yorgunluk ve uykusuzluk o kadar ağır basıyordu ki aktarma istasyonu olan Arabayatağı durağına kadar neredeyse uyuyarak gelmiştik.

Arabayatağı’nda aktarma yapacağımız metroyu beklerken rüzgar yüzüme çarpınca biraz ayılmış olmalıyım ki, metroya bindikten sonra etrafı seyrediyordum. Bir önceki soğuktan sonra hava oldukça ısınmış dağların doruklarında sis ve nem izlemek için güzel bir manzara oluşturmuştu. Camın kenarında meraklı gözlerle dorukları izliyordum, metro şehir merkezindeki Şehreküstü durağına gelmişti.

İstasyonda bir kadın ve iki adam metroya bindi. Kadın hemen yan tarafımızdaki köşe koltuğa, adamlardan biri de hemen karşıma geçip oturdu. Kadın ayakta kalan adama ilerideki boş bir koltuğu gösterdi. Adam ağır adımlarla karşımda oturan arkadaşından ayrıldı ve ilerideki koltuğa oturdu.

Metro hareket edince karşımdaki amca sohbeti başlatan o meşhur ilk soruyu sordu:

-“Kızım memleket neresi?”

Kadın cevap verdi:

-“Çorum…”

Bu ilk sorudan sonra sohbet koyulaştı, sorular birbiri ardına geldi. Bu sorular sayesinde adını bilmediğim meçhul kadının Mudanya’da Köşem Emlak’ın köşesindeki apartmanda oturduğunu, Çorum’dan yedi yıl önce gelin geldiğini, eşinin Mudanya’lı olduğunu ve eşi ile teyzesi sayesinde tanıştığını ve eşinin Renault fabrikasında çalıştığını birkaç dakikada öğrenmiş oldum.

Bu ilk bilgilerden sonra karşımda oturan amcaya gelmişti sıra. Kadının Mudanya’da oturduğunu duyunca “inşallah köyünden değildir,” diyerek iplerini eline almıştı. Ne de olsa Mudanya köylülerinin pek çok olumsuz yönü vardı.

Ben tam artık soruların biteceğini ve artık rahatça dışarıyı seyretmeye devam edeceğimi düşünürken amcanın sorusu kulaklarımda yankılandı:

-“Kızım eşin kimlerden?”

Karşıdaki kadın sanki bu soruyu bekliyormuş gibi atıldı hemen ve uzun uzun anlatmaya başladı: Kayınpederi erken ölmüştü. Denizciydi ve Tatar Turgut olarak biliniyordu. Kayınvalidesi ise evliliklerinin birinci yılında ölmüştü ve kendileri de kocasının ailesinin evinde oturuyorlardı. Kayınpederi içkiciydi. olduğunu ama kocası o kadar içmiyordu ve son zamanlarda iyice azaltmıştı. Ama  kocası da kayınpederi de çok iyi insanlardı.

Kısa bir sessizlik oldu. Artık konuşmanın bittiğini ve gözlerimi kapayabileceğimi düşünürken kadının sesini bir kez daha duydum:

– “Biz de bu yaşta hala kursa gidiyoruz işte. KPSS’ye hazırlanıyorum amca…”

Amca altta kalır mı? Hemen iki dakikada kadını soru yağmuruna tuttu. Bir çırpıda hangi üniversitede okuduğunu, bölümünü, tek maaş ile geçinip geçinemediklerini soruverdi.

Her sorunun ardından cevapları da hızla geliyordu. Kadın Ankara’da Kamu Yönetimi okumuştu. Kocası Renault’ta 12 yıldır çalışıyordu ama maaşı daha yeni 1600 TL’ye yükselmişti. Mesailerle bazen 2000 TL’yi buluyordu ve nihayetinde Allah’a şükür geçiniyorlardı. Ama onun da çalışması gerekiyordu. Artık kaderime razı olmuş bir şekilde merakla bu ilginç sohbeti diliyordum.

Bu cevaplardan sonra kadın derin bir iç çekti ve ekledi:

–      “70 puan almam lazım amca. Dua et de alayım. Mayısta sınav var. 70 alabilirsem Doğu’yu yazarım; şimdi oralar da karışık ya, kimsecikler yazmaz, puanlar düşer. Ardahan’ı, Kars’ı falan yazmayı düşünüyorum. Oralar da iyidir değil mi? Ortalık karışık, çatışmalar var ama oralar iyi diyorlar. Hem orada yaşayanlar da insan değil mi amca? Onlara hizmet için giden sivil memura kimse zarar vermez değil mi? Başka şansım yok valla… Kursta hocalar “bana nasıl cesaret edeceksin? Çok da kurnazsın valla… Kimse cesaret edemez oralarda olaylar varken yazmayı” diyor amca… Kocamla da konuştum… Atandıktan sonra gidene kadar dört ay ailenin yanında çalışmana izin veriyorlar. Sonra da gidebilirsem ailem gelecek yanımda… Kocam, “annenler gelirse gidebilirsin” diyor.

– “Başka şansım yok amca… Mecburum, doğuya gideceğim… İnşallah atanırım…”

Amca kadına duymak istediği, onu cesaretlendirecek birkaç cümle söyledi. Ardından kadının karşı koltuğu boşalınca o koltuğa geçip karşısına oturdu.

Artık sohbet iyice koyulaşmış, amca ile kadın iyice ahbap olmuşlardı ve anlatma sırası da amcaya geçmişti. Köydeki hayatından, ineklerinden, evden bahsetti biraz. İneklerin çok güzel süt verdiğini anlattı. Kadın daha önce evini o kadar net anlatmıştı ki, konuşmanın sonuna ekledi:

-“Mudanya’ya indiğimde sana süt getireyim kızım… Çok güzeldir bizim ineklerin sütü…”

Kadın tam teşekkür edecekti ki, metro Renault fabrikasının önünden geçerek nihayet son durak olan Emek istasyonuna ulaştı. Sohbetleri artık o kadar ilgi çekici olmuştu ki benim için hala meraklı gözlerle amca ile kadını izliyordum.

Metrodan birlikte indiler ve hemen önümüzde yürümeye başladılar. Tam merdivenlerden inmiştik ki, kadın otobüste kullanacağı kartta para kalmadığını söyleyerek amcadan beklemesini rica etti. Bu arada biz de aynı işlemi yapmak zorunda olduğumuzdan hemen önümüzde yürümeye devam ettiler. Bu şekilde metrodan çıkarak otobüs durağına yürüdük. Onların koyu sohbeti devam ediyordu ama artık şehrin gürültüsünden ne konuştuklarını duyamıyordum.

Amca ile kadın diğer durağa doğru yöneldiler ve birlikte otobüse bindiler. Biz de hemen yan durağa geçerek kıl payı kaçırdığımız Güzelyalı otobüsünü beklemeye başladık. Durağa geçip oturunca gözüm kadınla amcanın bindiği otobüse takıldı. Yine karşılıklı oturmuşlar hararetli sohbetlerine devam ediyorlardı. Bu sırada bindikleri otobüs hareket etti. Otobüs hızla gözden kaybolurken ben de kadının metroya binmesinden buraya kadar geçen yaklaşık on beş dakika içerisinde kadın hakkında edindiğim bilgileri düşünüyordum.

Bir anda aklıma geldi. Yanımdaki arkadaşıma döndüm ve sordum:

-“Biz tanışalı ne kadar oldu?”

Arada görüşmediğimiz uzun bir zaman dilimi de olmuştu ama yaklaşık iki yıl olduğunu söyledi. Bunun üzerine başka bir soru geldi aklıma:

-“Beni 15 dakikadır metroda gördüğümüz kadın kadar tanıyor musun?”

Bu sefer cevabı kısa ve net oldu:

-“Hayır.”

Yayınlayan Bahadır Eren

Her ne kadar bir yazılımcı olsam da, edebiyatı, sporu ve politikayı seviyorum... Elimden geldikçe vakit yaratıp okumaya ve okuduklarım hakkında bir plan dahilinde yazmaya çabalıyorum... Yazmaya çalışıyorum diyorum, çünkü, 'yazıyorum' kelimesinin çok basit bir şekilde kullanılabileceğine inanmıyorum... Umarım keyifle okur, fikirlerinizi benimle paylaşırsınız...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir