Spor

FSE İzmir toplantısı ve muhalif tribünler üzerine

Taraftarlık ve muhalif tribün olgusu hakkında uzun zamandır kafa yoruyorum ve kendilerine “muhalif” taraftar grubu diyen taraftar gruplarının birçoğunu takip ediyorum. Geçtiğimiz haftada İzmir’de düzenlenen Football Supporters Europe’un 4 gün sürecek olan etkinliğine katıldım.

Etkinliğe büyük bir merakla gitmiştim ama belirteyim ki; umduğumu bulamadım. Zaten 4 gün sürecek olan etkinliğin son iki günlük programı ikinci günün gecesi yaşananlar nedeniyle iptal oldu (daha sonra etkinliğin son günü yapılacak tekne turu yapıldı.).

İlk günkü açılık etkinliğinden sonra ikinci gün pasolig, stadlarda gözetim ve bizim evimiz bizim stadımız başlıklarındaki sunumlar ve değişik ülkelerin taraftarlarının deneyimlerini aktarmaları ile geçti.

Söz konusu futbol olunca ve dünyanın birçok yerinden taraftarlar gelince ister istemez tartışmalarda işin sınıfsal yanına ciddi vurgular yapılacağını bekliyordum. Ne de olsa futbol ilk olarak liman kentlerinde, mahallelerde, şehirlerde işçi sınıfının sporu olarak ortaya çıkan bir spor. Son yıllarda hızlı endüstrileşen futbol sektöründe taraftarların müşterileştirilmesi, ister istemez futbolun yaratıcısı ve taraftarlık bağları ile sahibi olan işçi sınıfının sektörün dışına itilmesi beraberinde getirdi. Buna ek olarak bu sene Avrupa’nın en önemli liglerinden ikisinde taraftarların gündemi artan bilet fiyatlarıydı.

İngiltere’de Liverpool taraftarları bilet fiyatlarının 59 Sterlin’den 77 Sterlin’e yükselmesine tepki olarak Sunderland maçının 77.dakikasında tribünleri terk ettiler. Ardından Dordmund taraftarları 38,5 Avro’dan başlayan bilet fiyatlarını pahalı bularak ’20 Avro’dan fazla vermeyiz’ pankartı açmışlar ve maçın 25.dakikasında sahayı tenis topu yağmuruna tuttular.

Geçtiğimiz sene yaşanan bu gelişmeler böylesi bir toplantıda en fazla tartışılmayı hak eden konu olmalıydı. Özellikle de Türkiye’de de bilet fiyatları son dönemde ciddi bir artış gösterirken…

Ama biz bunun yerine sadece taraftarların kendi destekledikleri kulüplerin stadyum yapımında ne gibi katkıları olduğunun öykülerini dinledik. Sanki stadın belirli noktaları sözde taraftarın istediği ya da fikrinin alınmasıyla yapıldığında stadyum taraftarların oluyormuş gibi hem de. Düşünsenize kulübünüz stadı yenileyecek ve taraftarlara da danışıyor, dikkate alıyor ama almıyor hiç fark etmez, stadyum tamamlanınca bilet fiyatları bir anda 100 TL oluyor. Ne koca bir yalan; çünkü artık siz o bilet fiyatını veremez hale geliyorsunuz.

Özellikle son yıllarda küresel ekonomik krizin ciddi şekilde işçi sınıfının ve geniş kitlelerin yaşam standartlarında ciddi bir gerilemeyi getirdiği böylesi bir dönemde taraftar gruplarının bu protestoları çok daha anlam kazanıyor. Avrupa’da yaşanan bu eylemlere dünya ekonomisinde yaşanan derin krizin gözünden baktığınızda bu eylemler çok daha önemli bir hal alıyor.

Bilet konusuna tekrar döneceğim ama çok kısa olarak tribünlerdeki polis baskısının ve taraftarlara yapılan “terörist” muamelesine de değinmek istiyorum. İktidarların son dönemde stadyumlarda aldıkları aşırı polisiye önlemler, fanatizmi körükleme çabaları ve taraftarları birbirlerine düşman hale getirmeleri, krizden etkilenen hoşnut kitlelerin oluşturduğu toplumsal muhalefetin önünü kesmek için almış oldukları olağanüstü hal önlemleri ve bir kez daha işçi sınıfını bölmek için ırkçılığa sarılmalarından hiç de bağımsız olarak düşünülmemeli.

Onlar bu yöntemler ile sokaklarda yaşanan protesto gösterilerinin ve toplumsal muhalefetin sesinin stadyumlara girmelerini engellemeye çabalamaktalar. Tüm dünya için bilgim olmadığından bir şey söyleyemeyeceğim ama Türkiye’de bu konuda son derece başarılı oldukları açık.

En ufak bir eylemden ve protestodan ölesiye korkan egemenlere futbol dünyasında destek de FIFA’dan geldi bu sene. Zaman zaman stadyumlarda sahaya girerek protestolarını dile getiren insanların protestolarından korkan FIFA, bu tarz eylemleri göstermeme kararı aldı. Tribünlerdeki muhalif pankartlar da zaten uzunca bir süredir ellerinden geldikçe sansürleniyor.

Türkiye’de de bu protesto silsilesi daha Gezi Parkı eylemlerinden önce Galatasaray taraftarının stadyum açılışında dönemin iktidarını protesto etmesiyle başladı. Ardından Gezi Parkı olaylarında bir araya gelen taraftar grupları iktidar için ciddi bir tehdit olduğunu gösterdi. Zamanla bu ortak tepkiler ortak sloganlar ile stadyumlara taşındı.

Türkiye’li egemenlerin buna yanıtı stadyumların kontrollerini tamamen polise bırakarak, stadyumları birer polis merkezine çevirmek, Pasolig ile taraftarı kontrol altına alabilmek için fişlemek, bilet fiyatlarının yükseltilmesi ve 3 Temmuz vb. süreçler ile taraftarlar arasına düşmanlık sokmak oldu. Ve bugün geldiğimiz noktada görüyoruz ki, bu plan son derece başarılı oldu.

Bu politikalar karşısında kendilerini muhalif olarak tanımlayan taraftar grupları adeta atomize oldu. Bir kısmı Pasolig’e rağmen stadyumlara girdi ve bunu ‘pasolig ile stadyumlarda mücadele edeceğiz, takımımızı yalnız bırakmayacağız’ şiarıyla temellendirdi. Bir kısmı ise stadyumlara hiç girmeyerek ve bu girmeme eylemlerinin temel nedenlerini taraftar kitlesine ulaştırıp süreci kendi lehine çevirmek yerinde barlara, cafelere hapsolarak kendilerini etkisizleştirdiler.

Daha kötüsü ise, kendi hapsolmuşluklarını aşmanın yolu olarak birçok taraftar grubu rakip takımı aşağılamak, rakip takımın muhalif taraftar gruplarına laf sokup ortamı gererek birlikte ortak hareket etmenin de tüm yollarını kapattılar.

Bu politika üretememe ve işlevsizlik bilet paraları fiyatında da devam etti. Örneğin Beşiktaş taraftarı takımları şampiyonluğa gidiyor gerekçesiyle yönetimlerinin en ucuz bilet fiyatını 160 TL olarak belirlemesine ses çıkarmadılar.

Aynı şekilde Fenerbahçe taraftarı 3 Temmuz süreciyle birlikte kulüplerini ayakta tutmaları gerektiğini düşünerek ısrarla artan bilet fiyatları konusunda hiç ses çıkarmadı. Geçtiğimiz sene kapanan tribünler, en ucuz bilet fiyatlarının 75 TL olmasını gündemine alan bir tek taraftar grubu çıkmadı. Sezonun ilk hazırlık maçı olan Panatinaikos maçı için de aynı durum geçerli oldu.

Ya da Galatasaray taraftarı takımları o kadar uzun süre kötü gitmesine rağmen 60 TL olan bilet fiyatlarına bir şey demediler.

Sonuç ne mi oldu? Bu muhalif taraftarların isteseler de veremeyecekleri bilet fiyatları nedeniyle tamamen endüstrileşen kulüpleri, müşteri haline gelen taraftarlar ve bu taraftar gruplarının erimesi! Daha da önemlisi fabrikalarda düşük ücretle çalışan ve takımına delicesine bağlı milyonlarca insana stadyumların kapıları kapandı. Bu insanlar çocuklarını omuzlarına alarak stadyumlarda o sevdalarını çocuklarına asla aşılayamayacaklar.

Yeni sezon başlarken egemenlerin ve kulüp yönetimlerinin benzer politikaları hala devam ediyor ve kendilerine muhalifiz diyen taraftar gruplarının tek bir çıkış yolu var: Birbirlerine laf sokarak kavga etmekten vazgeçmek ve bir arada tüm stadyumların önünde insanları bu fahiş bilet fiyatlarına, tribünlerdeki polis baskısına ve taraftarları birbirlerinden koparan düşmanca politikalara karşı mücadele etmek!

Yayınlayan Bahadır Eren

Her ne kadar bir yazılımcı olsam da, edebiyatı, sporu ve politikayı seviyorum... Elimden geldikçe vakit yaratıp okumaya ve okuduklarım hakkında bir plan dahilinde yazmaya çabalıyorum... Yazmaya çalışıyorum diyorum, çünkü, 'yazıyorum' kelimesinin çok basit bir şekilde kullanılabileceğine inanmıyorum... Umarım keyifle okur, fikirlerinizi benimle paylaşırsınız...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir